Ortaçağ Hakkında Doğru Bilinen Bazı Yanlışlar

Orta Çağ bir yandan kilisenin ve bir yandan bilimin ilerlemeye calıstıgı bir dönem olarak tarih sayfalarında yerini almıstır.
Kara veba salgınları ve toprak sahipleri gibi düşmanların kol gezdiği bir çağ olarak anılır ve efsanelerde söz edilir.Bakalım Ortaçağ hakkında doğru bildiğimiz ama aslında yanlış olan efsaneler nelermiş..Buyrun,


*Efsane
Ortaçağ,nsanların nadiren banyo yaptığı veya hiç banyo yapmadığı,temizliğin arka plana atıldığı bir çağ olarak tasvir edilir. Genital bölgelerin ise insanlar tarafından temizlenmediği ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların kol gezdiği bir ortam olarak tasvir edilirdi.

*Gerçek
Aslında Orta Çağ'da insanlar sıkça banyo yapıyordu. Roma'lılardan kalma komünal banyo kültürü sıkça uygulanırdı. Çoğu kasaba ve köyde özellikle Almanya'da yoğun bir iş gününden sonra insanlar tanımadıkları insanlarla aynı banyoya girer sohbet ederlerdi. Buna hamam kültürü de diyebiliriz.. Hatta eve gelen misafire bile banyo teklif edilirdi. Günümüzle neredeyse tezatlık oluşturacak bir biçimde... 14. YY'da ise Avrupa'nın bu banyo kültürü Kara Ölüm'ün gelişiyle son buluyordu. İnsanlar Kara Ölüm'e temizlenen deri gözeneklerinin davetiye çıkardığını ve temizlenen yerlerin kötü ruhları çağırdığını inanıyorlardı.
Ortaçağ’da kiliseler tütsü yakıyorlardı. Aslında efsane de işte tam olarak burdan çıkıyor. Bildiğiniz gibi tütsü pis kokuları içine çeker. Ancak kilisenin tütsü yakmasının nedeni sanılanın aksine pis insan kokusunda değil, sadece kilisenin günlük ritüelinden kaynaklanıyordu.(gunümüzde de tütsü işlemi kiliselerde uygulanmaktadır) Aslında tütsü ritüeli kiliseye, yahudilerden geçmiş bir alışkanlıktı. Yahudiler kendilerini tanrıya sunarlarken tütsü yakıyorlardı. Kokma konusuna geri dönecek olursak; OrtaÇağ’da her kasabada banyo evleri bulunuyordu. Hijyen ve temizlik sanılanın aksine çok önemliydi. Bazı insanlar hergün, bazıları da daha az yıkanıyolardı. Sıcak suları vardı. Fransızlar bu dönemi latince şu şekilde açıklıyorlardı: Venari, ludere, lavari, bibere; Hoc est vivere! (avlan, oyna, yıkan, iç… işte hayat bu!)




*Efsane
Efsaneye göre insanlar şövalyelerin elit,centilmen ve cesur savaşçılar olduklarını hatta ejderhalara karşı savaştıklarına inanırlardı.

*Gerçek
Şövalyeler profesyonel savaşçılar arasından seçilirlerdi. Savaş olmadığı zaman ise genellikle işsiz kalıyorlardı. Halkın içine daha çok karışıyorlardı. Birçok barbar ve Avar saldırısını savuşturan ve Ortaçağ'ın en büyük imparatorları arasında adı geçen Şarlman Ortaçağ'da şövalye sınıfının doğumuna yol açmıştır. Şarlman için savaşan şövalyeler bir süre sonra paralı askerlere dönüşüp küçük kasabaları ve köyleri yağmalamaya başlamışlardır. Kilise'nin en büyük düşmanı gibi gözüken bu şövalyeleri Papa, Haçlı Seferleri'ne yönlendirerek daha çok altın ,mülkve şöhret için doğuya yollamıştır. Her türlü katliama yol açan bu şövalyelere rağmen savaşta ve barışta sağlam duruşlarıyla herkesin hayranlığını kazanan Sir Lancelot, Siyah Prens Edward gibi isimlerde bulunmaktaydı.



*Efsane: Köylülerin evlerinin çatıları samandan yapılmıştı ve hayvanları burada yaşamaktaydı


*Gerçek: Ortaçağ yapılarına baktığımız zaman, o dönem evlerin çatıları sıkı hasırlarla örülmüştür. Yani sanılanın aksine evlerin tepesine bir tomar saman atılmamıştır. Ayrıca Ortaçağ’da saman çatılar sadece köyülere ait evlerde değil, kalelerde ve soyluların evlerinde de kullanılıyordu. Şuanda halen birçok İngiliz köyünde çatılar samandan yapılmakta ve bu şekilde kullanılmaktadır 



*Efsane: Köylüler yoksuldu,açlık ve sefaletten hayatlarını kaybediyorlardı

*Gerçek:Bu tamamen yanlış bir efsaneden ibarettir.Ortaçağ’da köylülere hergün yulaf ezmesi, ekmek ve bira veriliyordu. Ayrıca hergün et, peynir, meyve ve sebzelerden yiyebilme şansına da sahiptiler. Tavuk, ördek, kaz, güversin ve diğer kümes hayvanlarını köylülerin akşam yemek  sofralarında görmek pek olağan birşey değildi. Ayrıca bazı köylüler kendi arılarından kendi ballarını üretilme özgürlüğüne bile sahiptiler. Bana soracak olursanız Mc Donald’sı mı yoksa Ortaçağ köylü sofralarını mı tercih edersin diye seçimim kensinlikle daha sağlıklı ve asla fakir gözükmeyen köylü sofralarından yana olacaktır. Ortaçağ’a bakıldığında o dönemde insanların sebze ve meyvelere daha düşkün olduğu daha sonraları ise ete olan düşkünlerinin arttığı gözleniyor.



Efsane: Ortaçağ’da incil halktan saklanıyordu.


Gerçek:Gutenberg’e kadar Ortaçağ boyunca tüm belgeler elle yazılmak zorundaydı. Bu iş oldukça zahmetli bir işti ve incil gibi uzun bir kitabın yazılması aylar alıyordu. Bu kitaplar  güvenli olması açısından papazlara veriliyor, papazlar da İncili  manastırda saklıyorlardı. Bu kitaplar , oldukça değerliydiler, ve her kilisede halkla paylaşılması için mutlaka 1 incilin bulunması gerekiyordu. Bu nedenle incil manastırda kilit altında tutuluyordu. Ancak incilin kilit altında tutuluyor olmasının nedeni onu halktan saklamak değildi, aksine kiliseye gelen halkı incil konusunda bilgilendirmek için kilise incili garanti altına almıştı. O dönem okuma yazma bilmeyen insanların da çoğunlukta olduğu düşünülürse , bir çok insan hergün kiliseye gelip, incili papazdan dinlemekle yetinmek zorundaydı.Eh,haliyle ne anlatılırsa onu alacak.. O dönemde incilin çok az sayıda kopyası olduğundan dolayı sadece Katolik kilisesi değil, protestan kilisesi de incili kilit altında bulundurmak zorundaydı.



*Efsane:Vikingler boynuzlu miğfer takarlardı.

*Gerçek:Malesef yanlış anlatılagelen efsanelerden biridir..Bu tarz miğferler 19.yüzyılda yaşayan İskandinavyalı sanatçılar tarafından çizilmiştir ve resmedilmeye başlanmıştır
   


Comments